7 Mart 2010 Pazar

Fenerbahçe parkı

Elma şekerimle Perşembe günü Fenerbahçe parkına gittik.

Kedilerin arkasından "Hav hav buğaya" deyip koşturup durdu.

Hayatında ilk defa gördüğü tavşanlar da çok ilgisini çekti. Onların da arkasından "hav hav" demeyi ihmal etmeyerek tabi..

Bu da parktan bir görüntü. Güneşli bir havada çocuklarla gidilebilecek güzel bir park.

1 Mart 2010 Pazartesi

Haftasonu gezmeleri











Bu hafta sonu Erdem için de annesi ve babası için de değişik bir hafta sonu oldu.
Cumartesi günü artık büyüyüp delikanlı olan oğlum teyzeleriyle birlikte Kuzguncuk'a kahvaltıya gitti. Fotoğrafları teyzesinden alır almaz ekleyeceğim siteye. Teyzelerinin söylediğine göre büyük adamlar gibi güzelce kahvaltısını yapmış, ıhlamurunu içmiş, çalışanların hepsini şirinliğiyle mest etmiş ve daha sonra da deniz kenarında yürüyüşünü daha doğrusu koşusunu yapmış. Erdem yürümektense koşmayı terih eder her zaman zira. Dışarıya çıkar çıkmaz öyle bir koşmaya başlıyor ki gören evde koltuğa bağlıyoruz zanneder :)

Biz de aynı gün çok yakın bir arkadaşımızın yeni doğan bebeğini görmeye gittik. Kerem'e de "hoşgeldin" deyip selam edelim buradan. Annesi Sümeyye ve babası Şerafettin'e de göz aydınlığı dileyelim.

Pazar günü de sabah babamızın liseden arkadaşının evine kahvaltıya gittik. Saat onbirde başlayacak kahvaltı davetli olanların gecikmesiyle ancak onikide başlayabildi. Allahtan Erdem evde kahvaltısını yapmıştı, babaannesi de bir tabak çorba içirmişti. Orada bir iki dilim salatalıktan başka bir şey yemek istemedi. Uykusu geldiği için yaramazlık da yapamadı, güzel güzel arabalarıyla oynadı oğlum. Genelde oyuncaklarla oynamayı daha çok seviyor halbuki ben arkadaşlarıyla oynamasını tercih ederim. Onunla beraber 5 çocuk vardı, üstelik bir tanesi Erdem'den yalnızca 2 saat küçüktü ama hiçbiriyle oynamadı. Sanırım arkadaşlaıyla daha çok vakit geçirmesini sağlamaya çalışmalıyım.

Öğleden sonra can arkadaşım Esra'nın yine Erdem'den 70 gün büyük olan oğlu Dora'nın doğumgünü partisine katılmak için erkenden izin isteyip ayrıldık.

Doğumgünü organizasyonu Tuzla Özsüt'teydi. Sahil yolundan Tuzla'ya kadar gitmek -hele de hava güneşliyse- çok keyifli oluyor doğrusu. Sakin bir yolculuğun ardından Özsüt'ü kolayca bulduk. Erdem yol boyunca uyudu, oraya varır varmaz da uyandı. Birden bire kalabalığın içine girince önce tedirgin oldu biraz, ama sonra açıldı. Ev sahibimiz Doracık da pek bir şık, pek bir havalı ve pek bir cevvaldi:) Hiç kimseye yüz vermedi, kendi kendine oynadı durdu:) Erdem de nedense ondan uzak durdu halbuki ev ortamında görüşünce gayet güzel anlaşıyorlar.

Dora'nın pastasını görünce Erdem'in "anneee aaaaaaaaaaa hav hav" demesi çok hoştu gerçekten. Dora annesi ve babasıyla pastasını keserken çok mutluydu, Allah mutluluklarını daim etsin inşallah. O kadar şeker bir çocuk ki, inşaallah Erdem ve
Dora da büyüdükleri zaman anneleri gibi çok yakın arkadaş olurlar.

Bu arada Esra palyaçonun azizliğine takılmış olsa da organizasyon gerçekten dört dörtlüktü. (Gerçekten Esra!!!!) Mekan çok güzeldi, arkadaş ortamı çok nezihti, doğumgünü pastası ve Dora'nın anneannesiyle babaannesinin hazırladıkları da nefisti. Erdem özellikle Gülay Teyzemin hazırladığı fellah köftesine bayıldı. Kaç tane yediğini sayamadık ki normalde yemek yemek konusunda çok istekli değildir benim oğlum.

Bütün tören boyunca birbirlerinden uzak duran Erdem ve Dora ayrılırken güzel güzel öpüştüler. (halbuki ikisi de gün boyunca hiç kimseyi öpmemişlerdi). En kısa zamanda tekrar biraraya gelirler umarım hayırlısıyla.

Dönüşte teyzelerine uğradık Erdem'in, akşam yemeğimizi yedik ve eve geldik. Daha doğrusu ben eve geldim, onlar baba oğul babaannemize gittiler. Benim artık takatim kalmamıştı. Gelir gelmez çayımı demleyip, şöyle bir güzel uzandım kanepeye ve dinlendim.

İşte hafta sonumuz böyle geçti.