1 Aralık 2010 Çarşamba

Şeni çok seviyom

"Ayşe nerdeymiş?"
"Odasında babacığım"

"Ayşe, Ayşe nerdeşin, orda mışın?"
"Buradayım Erdemciğim"
"İyi mişin?"
"Evet anneciğim",

"Anne şeni çok seviyooooom..."

Kimsenin zorlaması olmadan, ilk defa kendi kendine "ŞENİ ÇOK SEVİYOOOOM" dedin. İlk olarak bana :)

Yaşasın..

28 Kasım 2010 Pazar

Dizi dizi inciler :)

Masadayız, yoğurdu ısrarla çatalla yemek istedin. Dolayısıyla sürekli üstüne döktün. Seni defalarca uyardım ama beni dinlemedin. En sonunda ,

Ayşegül : (Sinirli sinirli) Oğlum biraz dikkat et, bak üstünü başını kirlettin hep.
Erdem   : (Elini başına götürüp yokladıktan sonra) Anne başımı kirletmedim, sadece üstümü kirlettim.
Baba     : (Ağız dolusu gülerek) Doğru söylüyor çocuk, başını kirletmediki annesi...

19 Kasım 2010 Cuma

İncilerin

Banyodasın, seni yıkarken kullandığım oturağı işaret edip, "Bunu kaldır lütfen" dedin. "Lütfen" kelimesini ilk defa kullandın.

Sonra seni yıkarken bir elini göğsünün üzerinde aşağı yukarı kaldırıp indirirken diğer elini de aynı şekilde kaldırıp indirdin. "Anne bak, gitar çalıyoooo.."

Tuvalete gidince, airwick kutusunu eline alıp bana verdin ve "Anne al, göjüm görmesin" dedin.

Ben sana ne diyeyim...

18 Kasım 2010 Perşembe

Büyüyorsun

Hava güzel diye dışarı çıktık beraberce, önce Beykoz'a oradan da Kuleli'ye geçtik. Yemek yerken hava birden kapadı, baya rüzgar esmeye başladı.

"Hadi annecim" dedim, "Hava soğudu, artık evimize gidelim"
"Iııhhh"
"Ama ben çok üşüdüm, artık gitmeliyiz"
"Hayıııırrr, ditmeyelim"

Beni bırakıp birkaç tur daha attın bahçede. Sonra birden koşa koşa yanıma geldin ve bana sımsıkı sarılıp,

"Oooo, anne üşümee, kıyamamm" dedin.

Dünya durdu...

17 Kasım 2010 Çarşamba

Erdem'den inciler

Erdem'in canı çok sıkılmaktadır, annesi bunun üzerine şarkı söylemeye karar verir. Çocuk dimağının alabileceği bütün şarkılar tüketildikten sonra annenin aklına yıllar önce ablasının kızıyla birlikte söylediği bir şarkı gelir  ve sonrasında aralarında şöyle bir diyalog gelişir.

Ayşegül : Ben bir ineğiiiim, ben bir ineğiiim, sütümü için yani büyümeyi seçin. (Süt içmeye teşvik olsun)
Erdem    : Anne?
Ayşegül  : Efendim annecim?
Erdem    : Anne, şen inek diilsin, şen avutaksın. (avukat)
Ayşegül  : ??????????????????????????????????????

Hala gülüyorum, hatırladıkça hep güleceğim :)



4 Kasım 2010 Perşembe

Meydan

Erdem doğduğundan beri onu mümkün olduğunca sık dışarı çıkartmaya çalışıyorum. Hani bebek doğduktan sonra anne bebeğiyle kırk gün evden çıkmamaya çalışır ya, ben öyle yapmadım. Erdem bir aylıkken biz Caddede dolaşmaya çıkıyorduk. Tabi bu durumu yadıgayan bakışların eşliğinde, "aman yavrum bebek daha çok küçük, biraz daha mı büyüseydi acaba??". Çocuğu alıp alışveriş merkezine götürüyor olsam anlayacağım da, ben onu hep açık havaya çıkarttım. Ayrıca bir çocuğun açık havaya, güneşe, gerektiğinde soğuğa, rüzgara da ihtiyacı olduğunu düşünenlerdenim ben. Neticede çocuklarımız cam fanusun içinde büyütemeyiz ki. Her türlü hava şartına daha bebeklikten itibaren alıştırınca çocuklar daha az hastalanacaklarmış gibi geliyor bana. Doğrusunu bildiğim iddiasında değilim, yanlış anlaşılmasın. Ama benim inancım bu.

Biz çocukken dışarıdaydık hep. Okuldan gelince yağmur çamur, kar dinlemez, önlüklerimiz çıkartıp (daha doğrusu fırlatıp :) ), dışarı atardık kendimizi. Lojmanın çimenliklerinin üzerinde futbol oynamak en büyük zevkimizdi. Üstelik de çıplak ayak. Hatırlıyorum bir keresinde ayağıma kırık bir cam kola şişesi batmış, ayağım baya da kanamıştı. Hemen yukarı çıktım, annem pansuman yapıp yara bandı yapıştırmıştı. Sonra da ben annemin bütün itirazlarına rağmen hemen maça dönmüştüm. Futbol o kadar önemliydi benim için. (Şimdi oğlanın başına gelse kucakladığım gibi hastaneye götürsem mi acaba diye düşünürüm kesin, o ayrı )Geceleri de kurbağaların eşliğinde saklambaç oynamak süperdi. Gerçi gece dışarı çıkmak için izin almak çok zor işti çünkü -bizim kuşağın bütün çocukları gibi- akşam ezanı okunmadan evde olmamız gerekirdi :)

Ben iki gün üst üste dışarı çıkmasam çok daralırım. Bey'e her zaman söylediğim gibi en azından "yüzüme rüzgar değmesi lazım" :))  Dışarıda olmayı seviyorum ama mutlaka açık hava olacak. Alışveriş merkezine -gerçekten işim olmadığı müddetçe- gitmemeye çalışıyorum. (İtirazlarını evde bana iletirsin bey)

Bu yüzden olsa gerek Erdem'i de sık sık dışarı çıkartıyorum. (Nihayet konumuza gelebildik) Her gün parka gitmeye çalışıyoruz. Eğer o günkü program buna elvermiyorsa en azından markete götürüyorum. Hava ne kadar sıcak ya da ne kadar soğuk olursa olsun. Rüzgarlı havalarda da dışarı çıkartırım mutlaka, tabi giyimine dikkat ederek.

Bu hafta hava gündüzleri çok güzeldi. İki gün Maltepe sahiline gittik, oradaki parkı Erdem çok seviyor. Arabadan denizi gördüğü ilk ana onmu parka kim götürüyorsa ona teşekkür edeiyor. "Şağol anne,şağol baba,şağol Duva (kendisi Zeynep Teyzesi olur). Orada hem dilediği gibi koşturabiliyor, hem kedilerle arkadaşık ediyor, hem de salıncağa binebiliyor. İki gün de Meydan'a gittik, bugün yine oradaydık. Ümraniye'de böyle yerler pek yok, orası da açık hava ve oyuncaklar da var. İki saat boyunca koşturdu, yoruldu, bol bol da güneş gördü.

Güneş görmesi çok önemli zira Erdem'e D vitamini damlası veremedik hiç. Bir aylıkken kontrole gittiğimizde doktor hanım artık D vitamini kullanmamız gerektiğini söylemişti. Biz de kullanmaya başladık. Ama damla kullanmaya başlayana dek hiç ağlamayan çocuk, damlayı verdikten bir saat sonra deli gibi ağlamaya başladı. "Acaba vitaminden olabilir mi" deyince hemşire olan ablam, doktoru aradık. O da damlayı kesip ağlamasını takip etmemizi istedi. Gerçekten damlayı kesince ağlamaları da kesildi Erdem'in. Bunu üzerine doktor damlayı kesti, bazı çocuklarda D vitamininin böyle bir yan etkisi olabiliyormuş. "Sık sık güneşe çıkartmanız gerekiyor" demişti doktor. Sadece elleri ve yüzü bile görse güneşi yeterli olurmuş. "Ama" dedi "sakın camın arkasından gelen güneş ışınlarının yeterli olacağını düşünmeyin, camın arkasından gelen ışınların hiçbir faydası yoktur". "O yüzden mutlaka az da olsa doğrudan temas olmasına özen gösterin". Ben de o günden beri elimden geldiğince buna özen gösteriyorum. Yeri geliyor yemeğimi geciktiriyorum, işlerimi yapmıyorum ama Erdem'i mutlaka dışarı çıkartıyorum. Hiç bir işim onun sağlığından daha önemli değil çünkü.

Eğer hava yarın da böyle olursa yine dışarı çıkmaya çalışacağım inş. Bu seferki rotamız Özgürlük Parkı olabilir. Orası da çocuklarla gitmek için güzel bir park çünkü.

Bu durumda yarın görüşmek üzere ..

Dışarı çıkıyoruz

"Haruuuuuş, Erdem ve anne dışarı çıkıyor, Haruuuuuşşşş"

"Anne, baba duymuyooooo..."

Erdem dün dışarı çıkmadan önce babasına bu şekilde seslendi ve ben olduğum yerde kalakaldım. Babasına genelde bu şekilde seslenirim, özellikle de dışarı çıkarken. Dün birden söylediklerimi aynen tekrarlar görünce duygulandım çok.

Allah isteyen herkese nasip etsin inşaallah..